sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nefes almak gittikçe zorlaşıyorken bu dünyada, dünyanın herhangi bir yerinden okyanus ötesinden ya da çok uzak denizlerden gelen müjdeli haberler getiren bir aydınlığınız var mı ? 

Var mı sıcacık bir odada yastığın öte yanında elinizi koyduğunuzda hemen sıcaklığını elinizle hissettiğiniz ? 
Zor geçen gününüzde kapıyı açtığında ışığıyla gününüzü aydınlatan ?
Kafanızda binlerce sorunla sabah evden çıktığınızda ip atlayan küçük kızın size ilaç niyetine gülümsemesi ? 






Alın elinize dumanı üstünde bir çay ya da kahve için, elinizi yakan bir sıcaklıkla sizi gülümseten ekmeğin kenarını ısırın, çiçeğiniz varsa konuşarak besleyin onu.
Unutmayın sevgi kalpleri açan bir anahtardır aslında.
Bir bebeğin sesini duyan annenin ilk sevinci ?
Ya çocukken yüzünüze değen yağmurun damlalarını hissettiğinizde nasıl mutlu olduğunuzu hatırlıyor musunuz ?






Bütün bunlar sizin hala nefes aldığınızın habercisidir. Üzülmeyin sakın, yaşıyorsunuz ! 
Zor zamanlarda en iyi şey nefes almaktır mesela. 




Hadi siz de şimdi her ne yapıyorsanız bırakın ve çıkın bahçenize, balkonunuza...
Camınızı açın. 
Sonra şöyle bir kocaman nefes alın doyasıya, atın kötü düşünceleri aklınızdan.Sizi üzecek, incitecek olan olaylar, meseleler her ne olursa kapatın kepenklerinizi onlara.




Hatta uzunca bir süre " Tadilat nedeniyle kapalıyız ,nefes alıp geleceğiz !" diye de not düşün dış duvarlarınıza. 
Arındırmak zaman alacak belki bu düşüncelerden fakat her şeyin bir ilki olmalı değil mi hayatta ? 

Yoksa bir insan başka türlü nasıl Nefes alır ki bu yaşamda :) 









Ben bir hayali sevmişim meğerse...
Bilemezdim böyle gerçek böyle doludizgin yaşanacağını.
Nereden bilecektim ki ?








Daha önce hiç böyle sevdim mi, gözlerine gözlerim değdi mi, kokusunu hissettim mi bir çiçeğin kokusunda ya da.. ya da kıyametim olacağını bile bile yaşarken ölmek istedim mi O' nun için..
Toplasam elimdeki Sen çıkarmıydın gerçekten.





Dokununca büyüsü bozulacakmış gibi yanımdayken uzaklarda mı sevdim ben
O'nu ?
Yıllarca anneme bin bir naz yapıp yemediğim yemeği sevdiğimin elinden
yedim mi ?
Olmaz denilen ne varsa yapıp kendi katı kurallarımı
yıktım mı?

Ben bunların hepsini yaptım ama kime yaptım bir hayale
Olmayacak düşlere...




Sabahları kalkıp aynalardan önce seyrederdim O' nu. Acele işe gitmem lazım deyip kocaman sarılıp sonra da saç makyaj ve giysilerini giyip çıkardı evden.
Ben O' nun bıraktığı dağınıklığı görmezden gelir ve biraz daha yastığa başımı koyardım. Onun kokusunu içime çekip akşama kadar idareli kullanmaktı niyetim..
Sonra giyinir bende çıkardım çok sonra. Genelde işe geç kalırdım O' nun yüzünden ama olsun.
İnsan sevdiği yüzünden her şeyi göze alır değil mi?

Bazen erken eve gelir diye acele ederdim fakat işlerden fırsat bulamazdım. O beni arar "nasılsın iyimisin?"derdi.
İşte o zaman yüreğim bir panayır yerine dönerdi.





Bütün günüm kötü geçse bile  O sordu diye günlerim hep iyi olurdu.
Bu yeryüzünde bir yerde güneş tekrar doğar, gün yine geceyle buluşur ve ben yine seni beklerdim.

Hep iyi geceler sözünü O'ndan bekler sonra da içimden "Seni Seviyorum, seni çok özledim"derdim. Bunu sadece içim duyardı bir de şu dört duvar..




Hayalle gerçeğin düşle umudun karıştığı gecelerde gözlerin o kocaman bal rengi gözlerin kaplardı yüzümü, tüm benliğimi sonunda uykuya mağlup olup rüyasında beni görmesi için dua ederdim tekrar "Seni Seviyorum" der ve uyurdum öylece.

Gerçek hayale kavuşur hayal düşe ulaşır ve günler peşi sıra akar gider ben her zaman yalnız seni severdim.
Sonsuza kadar...







     Herşey o beyaz eve girmemle başladı. Sonrası da geldi zaten..


Ama bundan önce size hikayenin başını  O'nunla nasıl tanıştığımızı anlatayım. 


Bundan yirmi sene önce dört yaşında bir çocuktum. Adım Kerem. 

Masal' ın doğduğu ev burası sevdiğim kadının...



Bölgenin en zenginlerinden olan Kürşat Bey ile Melike Hanım birbirlerine ilk görüşte aşık olmuş ve sevdiği kadının ailesinin karşı çıkmasına rağmen hemen evlenmiş ve karısını bunca zamandır çok mutlu etmişti. Bu zamana kadar onların aşkı parmakla gösterilmiş bir peri masalı gibiydi. Ama onların mutlulukları bir şeyle gölgelenecekti .. Çocukları olmuyordu.

Çok uğraşmışlar babamın anlattığına göre..Babam Melike Hanımın doktoruydu. Elinden geleni yapmış fakat olmamış. Sonunda onlar da pes etmişler 

Babam anlatmaya devam ediyordu ...Bir gün çok mutlu haber aldıklarını ve bunun da ailede büyük bir mutluluk yarattığını söyledi. 


+ Sevgilim bugün bir mucize gerçek oldu :)
- Ne oldu sultanım nedir senin yüzünü güldüren bu haber ?
+ Nasıl anlatsam bilemedim şimdi :)
Melike derin bir nefes aldı , sanki soluksuz kalmış gibi hemde kocamanından 
Sonra devam etti neşeyle

+ Hani olmaz denilen, yıllarca o mucizeyi bekledik ya işte şimdi oldu..Aşkım bizim bir çocuğumuz olacak :)
- Nasıl ? Gerçekten mi ? Nasıl anladın ? Dur sen şimdi yorulursun şöyle otur.
Sonra birden gözlerinden yaşlar boşaldı Kürşat Bey'in ..Çocuk gibi, katıla katıla ağlıyordu. 
Melike ilk önce korktu ama sonradan sımsıkı sarıldı sevdiğine,yüzünü kalbine dayadı,saçlarından öptü kokladı.

Günler bu mutlu habere alışmakla geçerken hamilelik de ilerliyor fakat  Melike kendini bir türlü dinç sağlıklı hissetmiyor hep yoruluyor hemen dinlenmek istiyor, nefes alırken bazen morarıyormuş.
Babam Melike'nin rutin kontrollerini yaparken kalp yetmezliği olduğunu farketmiş ama Melike Hanım babama bu konuda yemin ettirmiş. 
Babam bunun tehlikeli sonuçları olacağını söylediğinde de " Herşeye rağmen bu hediye için değmez mi ? " diye yanıt vermiş. 

Bu konuşmadan sonra babam defalarca yine iknaya çalışmış ama nafile ..! 

Doğum zamanı geldiğinde babamı çağırdılar aceleyle o akşam 
Babam kimseye emanet edemeyeceği için beni de getirdi o büyük beyaz eve 
Bana "Sen burada otur sessizce bekle tamam mı oğlum :) " dedi sessizce.. Sonra koşar adımlarla yukarı doğru çıktı.
Daha merdivenlerin yarısında avaz avaz bağırma sesleri duydum. Çok korktum ve başımı kollarımla kapadım. 
Ne kadar süre geçti bilmiyorum. Sesler kesilince merdivenleri çıktım ve ışık olan bir kapı aralığından şunları duydum. Bir bebeğin ağlaması ve arkasından bir adamın "karımı kurtar doktor karımı "diyen sesi ve hizmetçilerin ağlamaları üzerine kapıdan içeri girdim ve O' nu gördüm. Odadakiler "çok güzel bir bebek ama talihi kötüymüş annesini kaybetti ." diyorlardı.

 İşte o an ben bu kızı hiç yalnız bırakmayacağıma yemin ettim. 

Zaman su gibi geçiyordu ve Masal yedi yaşına gelmişti.  Annesinin yokluğuna hala alışamamış üstüne bir de babasının hayatı ona dar etmesinden çok sıkılıyordu. Onun tek arkadaşıydım.

+ Masal hadi gel seni bir yere götüreceğim.
- Nereye Kerem ?
+ Sürpriz ..Sürprizler söylenmez sihri bozulur :)
Biraz durdu ama sonra 
- Hadi gidelim .. dedi.

Patika yollardan,yeşillikler içinden,mis gibi çiçek kokularından geçerek bir ağaç önünde durduk. 
- Ee nerede sürpriz ? 
+ İşte tam önünde Masal 
Masal şaşırmıştı 
- Bu ağaç kovuğunun önünde niye durduk ki ?
+ Burası artık sığınağımız bizim evimiz olacak. Hep yanında olacağım . Burada hep mutlu olacaksın , hiç üzülmeyeceksin Masal 
Yüzünde biraz gülmüştü işte.. Sonunda başarmıştım 
- Ama ben girmem buraya böcek filan vardır sonra !
+ Ben kaç gündür gelip buraları temizledim Adem Amcayla ..İlaçladık ,korkma sen :)
- Ooo siz çoktan işbirliği yapmışsınız ..Peki madem :)
Adem Amca Masal 'ın evine bakan emektar bahçıvandı ve çok iyi bir insandı. Ağzı da sıkıydı üstelik. Bu sığınağımızdan kimseye bahsetmemesini söyledim. Gözlerini kapatıp açtı ve hiç konuşmadı bu konuda.


Neler paylaştık diye sorarsanız.. Neler paylaşmadık ki ; mutluluk, sevgi, merhamet daha birçok şey.
Uzun süre hep bir arada olmak istediğimizde bu ağaç kovuğu sanki sihirli bir zırh gibi bizi sarıyor, görünmez hale getiriyor ve kayboluyorduk. 


Çocukluğumuzun o güzel masum zamanları birlikte olduğumuz sürece hep bizimle olacaktı. 
Ve bunu hiçbir dış etken değiştiremeyecekti. 

Biz kalbimizde sevgiyle yaşarken yıllar su gibi akmış ben üniversiteyi bitirmiş, iş arıyordum. 
Kürşat Bey çocukluktan beri Masal'la benim bir arkadaştan fazlası olduğunu anlamıştı. Baskı uyguluyor ve kızının yüzünü göstermemek için türlü yasaklar koyuyor,adeta bize işkence yapıyordu. Tam o sırada istediğim iş konusunda çok tanınmış bir bilgisayar firmasında görev almam söylendi. Ama gideceğim yer başka bir kentte ve çok uzaktaydı. Masal'ı bırakmak benim için ölüm demekti. Tek çare Masal'a benimle gelmesini söylemek olacaktı. 

+ Masal bugün görüşmemiz lazım 
- Önemli birşey mi var Kerem ?
+ Çok önemli.. Ağaç kovuğuna gel bekliyorum.

Onu nasıl razı edeceğimi düşünürken, Masal benden önce gelmiş beni bekliyordu. 

- Ne oldu ? Çok önemli deyince meraklandım şimdi
+ Masal , iş arıyordum ya..Şimdi işi buldum ama
- Ama' sı ne ?
+ Başka bir şehirde çok uzakta 
Sonra birden içimden O'na sarılmak geldi. Aniden kendime doğru çektim ve O' nu öptüm. İtiraz etmedi kendini bana bıraktı. Sanki uzun bir kargaşadan kurtulmuş, sessiz sakin huzuru bulmuş,hiç ayrılmak istemiyordu. 
"Gitme bırakma beni ne olur "diyordu sessizce
Saçları yüzüme değiyor yasemin kokuyordu içime çektim sanki depolar gibi

Aklıma, ruhuma, yüreğime kazıdım kokusunu 



Dengemiz kayboldu aniden çimenlerin üstüne yuvarlandık. Gökyüzü yorgan çimenler yatak olmuştu ikimize.. Sonra zamanın girdabında kaybolduk ben değil biz olduk. 
Sabahın gülen ışıkları selamlıyordu bizi. Ben sevgilim uyanmasın diye gölge yapıyordum ve O'nu seyre dalmıştım böylece
Lakin bir karga bu mutlu anı bozdu ve benim Masal' ım gözlerini açtı. 
+ Günaydın kır çiçeğim :)
- Günaydın
Sen beni ne kadar zamandır seyrediyorsun böyle :)
+ Ben zaten sende kaybolmuşum zamanın ne önemi var papatyam :)

Doğruldu çimenlerden boynuma sarıldı birden.." Seni seviyorum be adam ..İyi ki varsın hayatımda "
+ Hadi hazırlan bakalım Masal Hanım benimle bugün yola çıkıyorsun. 
-Kerem, sen önden git,evimizi yuvamızı tut.. Ben sonra sana yetişsem olur mu bir tanem ?

Kerem bir an düşündü belki vedalaşmak istediği birileri vardır diye..Üstelemedi. Dedi ki 
+ Hadi o zaman gidelim.
Evine gelmeden ben tekrar sarıldım sevdiğime..
+ "Bu bir ayrılık değil sakın üzülme buluşacağız."dedim.


Aradan elli sene geçti. 

- Sevgilim sen hala gelmedin ? Neredesin ?
Gözüne güneş geliyordu. 
- Kerem yine gölge yapsana sevgilim , yüzüme güneş geliyor.
+ Anne benim Ayşegül yanındayım.

Yatak çarşafları düzeltilmiş ,ilaçları bir köşedeydi.Uzun uzun bakmasına rağmen seçemedi. 
- "Ne işim var burada?  Baban beni bekliyor otobüs bileti yanacak "diyebildi. 

Yıllar önce Kerem'in gittiği otobüs virajı alamayarak kaygan yolda bir başka araçla çarpışmış ve o otobüsten kurtulan olmamıştı. Sonrası büyük bir acı, üzüntü ve Masal' ın bir gecede herşeyi unutması. Buna bağlı olarak hastalıkların peşi sıra gelmesi. Hepsi ama hepsi bir anda olmuştu. 
 Şimdi Kerem'den, sevdiği adamdan geriye kalan sadece kızı 
Ayşegül'dü işte..

Hemşire hastalığının son zamanlarında olduğunu hoş tutmak gerektiğini söylemişti. Arada bazı güzel anılar hatırlasa da artık Masal kendi masalının sonuna geldiğini hissediyordu. 

- Ayşegül, gel sarıl bana 
dediğinde gözlerinden yaşlar süzüldü.  Ayşegül annesine sarılırken ağlıyordu gözyaşları birbirine karışıyordu sanki  
+ Anne ne olur bu dünyada beni kimsesiz yalnız bırakma.. dedi. 
Masal sarıldı kızına sımsıkı bir süre,yüzü gülüyordu sevdiği adam ellerini uzatmış O'nu bekliyordu. 
- Geliyorum dedi elleri kaydı ansızın  
sarıldı sevdiği Kerem'ine... 
















                                                 Kendi  halinde bir kızdım bir zamanlar
                                                 
                                                 Sevgi ,aşk gibi kelimeleri bilmezdim ben
Notalar bana arkadaş olmuştu
Sevgiyle henüz yüreğim yoğrulmamıştı
Sonra bir gün bir peri kızı geldi 
Aklıma gelmeyecek şeyler söyledi
Geçmez bir ömür böylece dedi 
Yalnız kalmak için çok erken diye söyledi 
Yağmurda ıslanmayı göze alacaksın ki
Yağmuru sevmeyi öğrenebilesin 
Açarsan şemsiyeni sen her zaman 
O zaman mutlu olamazsın hiçbir zaman
Böyle söyledi peri kızı bana
İlk başta alışamadım ben bunlara
Sonra ..Sonra nedense yüzümü yağmura verdim
Mutluluk yolunda yolum çok emin
Mektup yazmakla başladım işe 
Olsun varsın beni duyar bir şekilde
Yırttım yazdım tekrar yazdım 
Sonunda sihirli kelimeleri buldum
Sıcacık bir çayla yıkadım ruhumu 
Bir anda çok mutlu mu oldum sanki
Arınmış bir halde sığındım bir ağaca
Okudukça açlığımı yatıştırıyordum ben oysa
Uyumuş uyanmışım maviliklerde
Sonra baktım ki dümeninde sarı bir güvercin
Kuşlar uçuyor başımda nedense
Şaşırdım kaldım ben doğrusu bu işe
Çocuk olmuşum elimde çilekten bir balon 
Isırsam mı ısırmasam mı kararsızım şu an
Rüyaymış bu galiba gördüklerim 
Sadece şundan eminim 
Gerçektir seni sevdiğim 
Şu an uzakta olsan da sen
Bu aşk tende oldukça hiç bitmeyecek seni sevmelerim 

" Hayat çok kısa..

Sevdiğinin peşinden gitmelisin bence " dedi Peter

Heidi yüzünü bulutlara çevirdi ve "Neden mutluluk bu kadar zor Peter ?"diye sordu .
Baksana Peter Şnovli ve Beyli'den daha mutlusu yok şu hayatta ..
Hergün hoplayıp zıplıyorlar, yamaçlardaki  en taze,lezzetli kekik kokulu otlardan yiyorlar. Bunu yaparken de uçurumdan kayarsam birşey olursa diye korkmuyorlar.Ve sevgilerini de sütlerini de sakınmadan paylaşıyorlar."
Ama insanlar öyle değil ki dedi Peter ..Heidi insanlarla keçileri yanyana getiremezsin onların sevgileri daha masumdur. Bu her zaman böyledir.
"Biliyorum ama yine de büyükbabam gibi düşünmüyorum Peter.. Onlarda bir gün sevgiyle iyilikle kalpleri yumuşayacak içlerinde büyük çam ağacı iyilik tohumları dört bir yana yayılacak :)






Sevmekten kim utanır tadına doyum olmaz demiş şair
Sende sevmekten korkma

Korkma ki ;
Çocuk masumiyetinde 
Ağız dolusu gülüşlerde 
Sevdiğinin gözlerinde gözlerini görmekle 
Birini bulmanın değil birbirini bulmanın önemini
Anla , farket ve vakit kaybetme...



Hala aşkın kalbindeyken 
Henüz avuçların soğumamışken
Yüzünde gülümseme kaybolmamışken
Sakın vazgeçme sevgili ..

Sorarlarsa sana "mutlu musun peki ?" diye 
Sakın tuzağa düşüp de "iç güveysinden hallice "deme 
Çok mutluyum kardeşim 
Allah olmayana nasip etsin de ..

De ki , 
Bu dünyada hala sevginin tılsımı yüreğine değmeyenler 
Bu MutlulukName 'den nasibini alsın .


Gökten üç elma düşmüş 
Biri yazana 
Biri okuyana 
Diğeri de henüz aşkı tatmayanların başına






Nadasa bırakılmış buğday tarlaları gibiydik ..
Sapsarı bir yalnızlık çökmüştü üstümüze ...
Desem ki şimdi sana gel birlikte birlikte sırdaş olalım,sevdalık olalım  yan yana ..omuz omuza her daim birlikte olalım.
Sabırla sevgiyle bir sevda yaratalım. Onca kara kış onca yalnızlık ve terkedilmişliğe inat ..
Toprak bizi şahidimiz olsun duyursun dört bir yana
Birlikte sevgimiz yeşersin içimizde filiz versin aşkımızla




Uzun zaman önce yayınlanan bir televizyon reklamında genç kadın sevdiği adama “Beni şu kadarcık bile sevmiyor musun?” diye soruyor..
Bu reklama göre; sevdiğine pırlanta alamayan bir insan sevmeyi ve sevilmeyi de hak etmiyor demektir.
Peki, sevdiği insana pırlanta değil bir demet papatya alan bir insanın ruh hali nasıl olmaktadır?






Ülkemizin bu zor koşullarında bir kişinin geleceğinden bile endişe duyduğu bir ortamda, yiyecek bir lokma ekmek bulamayan ve bunun sonucunda ailelerin de büyük bir sosyal ve ekonomik çöküntünün eşiğinde olduğu zamanlarda böyle bir reklam “hangi akla hizmet” yapılmıştır? Bunu anlayabilmek mümkün değildir!!
Aşkın içine maddiyat girdiği zaman aşk başka bir şeye “çıkar ilişkisine” dönüşmez mi? Sevgi zor zamanda birlikte olmak değil midir?
Bu ve bunun gibi  soruları çoğaltmak mümkündür.. Bunun için reklam yapan ve reklam verenlerin de sağduyulu bir şekilde davranıp reklamların artısını ve eksisini düşünüp öyle yayınlamaları gerekmektedir.
Aşkın ve sevginin içtenliğinin taksitlere bölünmesi hiç onaylanmayacak bir şeydir. Hani bir atasözünde “İki gönül bir olursa samanlık seyran olur” deniyor ya.. Her ne kadar bu söz şimdilerde geçerliliğini yitirse bile (kişiye göre değişir) yine de sevginin galip gelmesi için her iki tarafın da ellerinden gelen gayreti gösterip aşkı ve sevgiyi korumaları lazımdır.
Fakat maalesef şimdi çoğu evliliklerde evlenmeden önce kadın ve erkek kendi aralarında evlilik sözleşmesi dedikleri bir kağıt parçasını karşılıklı olarak imzalıyorlar. Evliliklerinin mahremiyetlerine  avukatlarını da karıştırarak bu güzel evlilik kurumunu başlamadan bitirmiş oluyorlar. Kadın ve erkeğin evliliğe giden zorlu yolda daha başlarda “ne kadar paran varsa ben seni o kadar seviyorum, ev, araba, bankada paran var mı, o zaman yakınıma gel” demek ne kadar doğrudur? O da ayrı bir sorun…
Sadece “beni şu kadarcıkta sevmiyor musun?” diyen bir kadının veya erkeğin sözlerinin iyi düşünülüp analiz edilmesi ve o kişiden de hemen uzaklaşılması tavsiye edilir.




Sevginin ne yazık ki maddiyata dönüştüğü günümüzde Ferhat’ın aşkı için dağları delmesinin veya Kerem’in Aslı için yanıp tutuşmasının herhalde hiçbir önemi yokmuş!! Ne diyelim…
Umalım ki gelecek nesiller paranın ön planda olmadığı sevgiler yaşarlar…