göz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
göz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

“Ölecek miyim ?” diye sordu adam kadına…
Sonra zamanı olmayan bir sessizlik oldu aralarında fakat aslında herkes konuşuyordu. 
Gözleri, dudakları, boynuna değen saçları, küçücük burnu, pembeleşen yanakları, elleri ve incecik boynundaki yasemin kokusu. 
Öyle güzeldi ki elleri “avucuma alsam mı diye geçirdi “içinden adam…sonra dedi ki öpmeli doyasıya, yanaklarımda dolaşmalı o eller gündüz niyetine sevdalar, acı çekmeler, ağlamalar, med cezir gibi kabarmalar yaşatmadan bu “gitme”lerin ne anlamı kalır değil mi ?




“Sevmelere gelesin, aşkların en derin hallerine yakalanasın.”diye beddua ettilerse işte tutmuştu sonunda. 

“Sen ne yaptın bana küçük kuş söyle ne yaptın ? “
Kadının gözlerinde menekşe rengi yağmurlar vardı. Ve adam menekşeleri koparmamak adına sustu.



Hani derler ya “Şu an konuşan konuşsun ya da sonsuza kadar sussun.” diye büyüyü bozacak iki kelimeyi diyemeden sevdaları kilitli dolaplara kaldırıldı.


Son Kullanma Tarihi  : Bilinmiyor.


Sevda dediğin pencerene konan bir küçük kuştur. Bakar camından içeri, arada tık tık diye beni içine, içeri al diye ses verir. 
Duymak da sana kalmış duymamak da



Mutsuz ve sevgisiz insanların yaşadığı ülkede Ay Kız adında yıldızların bile kıskandığı bir kız yaşarmış.
O bulunduğu ülkenin aksine her gün gülen yüzü, gözlerindeki iyilik ve sevgisiyle Tanrıça Hemethia' nın dikkatini çekmiş.

" Dünya her gün beni şaşırtıyor.Gökyüzünden bir peri (Nypha) düşmüş bu topraklara ve bu ölümlünün mutlu olması lazım." demiş.
Ben diyeyim güneşin doğuşu Sen de ki, mevsimlerin oluşumu bir gün ansızın çeşme başında saçlarını tararken Ay Kız onu uzaktan seyreden Umman küçük dünyaları ben yarattım tavrıyla şöyle bir bakmış bakmış " ben bu cahile mi gönlümü vereceğim ! " demiş ama bir şeyi bilmiyormuş ki o kız kalbindeki sevgiyle demiri eriten,rüzgara yön veren ve sevdiği kişi uğruna sabır taşı olup bekleyen bir periy'miş.
Herkes bu işin "oluru olmaz " diye düşünürken bir sabah uyandığında Umman yanında Ay Kız'ın yasemin kokulu saçları ve bal rengi gözleriyle uyanmış yeni güne...


Umman çok kızmış ve şöyle demiş Ay Kız'a ..
- Sen kim oluyorsun ? Beni nasıl kandırdın ? Burada işin ne ? ! diye sormuş.
+ "Benim de haberim yok..Akşam babamın evindeydim bilmiyorum inan ki.. " demiş ama Umman 'ı inandıramamış .




Bu "mutsuz "evlilik devam ederken Ay Kız'ın dolunayın on dördü gibi olan yüzü solmuş üzüntüden gül benzi sararmış.
Ama yine de içi kan ağlarken herkese küçük mutluluklar armağan ediyormuş.
Umman kalbindeki zoraki sevgi kırıntısını da çıkarmak için neler yapmamış ki.. Geceleri yatarken sevgi ve mutluluk dolu hayallerini toplamış kırk kilitli sandığa camdan aşağı atmış sessizce.
Bir başka gün çevresindeki bütün sevgi ,aşk gibi kelimeleri yasaklamış. Bu kelimelerle alay edenlere ödül verdirmiş.
İnsanların kalpleri yumuşamasın diye " bu kelimeleri kullanan her kim olursa yedi başlı ejderhaya verilecektir ! " demiş.



Ama yine de ona ne yaparsa yapsın, ne kadar cefa verirse versin güzel Ay Kız'ın yüzündeki günden güne büyüyen aşk dolu bakışları yok edememiş,
Tanrılar bile bu işe şaşmışlar çünkü sabır timsali Ay Kız sabırla her şeyin
mümkün olacağını kalbiyle söylüyormuş.
Sonunda kilitli kapılar adındaki sözler, kelimeler ve gözyaşları açığa çıkmış.
Tan yeri ağarmaya yakın Umman kabusun kucağında yeni bir güne uyanırken, kül rengi benzini gördüğünde aynadaki suretine sevgisizliğin onu yavaş yavaş öldürdüğünü görerek açmış kalbini sevgiye ama bu sefer de kalbindeki sevgiyi öldürdüğü için kalpsiz,amaçsız bir ruh'a dönmüş.



Ağlarken tek başına evinin bahçesinde son bir hamle yaparak aşkını kırk kilitli sandığın içinden çıkartırım belki diye umut ederken Ay Kız gelmiş.



"Al benim kalbimi... Yeniden yeşerecek içimizdeki sevgi ve merhamet tohumları biz hep bir arada oldukça.. dediği anda bir mucize olmuş ve sevgisiz kalbine aşk dolmuş.
Bir ömür çok mutlu olmuşlar.


not :bir gün sizde gerçekten severseniz ve bu dünyada yaşayan ruh eşinizi bulursanız bu mutlu çifti görebilirsiniz. 
Öyle yüzü de çok güzel değildi aslında.. Asıl adı neydi neydi ?
Melek 'ti galiba adı.

Aslında hiçbir yeri güzel değildi ama o gözleri var ya beni benden alan badem gözleri , ah o gözleri
Neler saklıyordu derininde acaba ?
Gözlerine bakan iflah oluyor mu derseniz ben hiç iflah olanını görmedim bu zaman kadar.
Önce amansız bir hastalığa tutuluyor, gün geçtikçe sararıyor soluyor, zamanı gelince de kararıyor ve bir gölge gibi sislere karışıyorlardı.

Onun gözlerinde keşfedilmemiş topraklar ,savaşlar, gönül yangınları, bıçak kesikleri çokça olurdu. Ayrılıklar çokça olurdu ve kanırta kanırta, canını yaka yaka yaşanırdı. Sonra da etkisi altına aldığı kişiyi yıllar geçse bile "iz'i "çıkmayacak bir mecnun haline dönüştürürdü.
İşin kötüsü bunları bilmeden yapardı.
Bir ülkeyi keşfeder gibi bakmalıydı senin gözlerine
Ve o ülkenin sokakları , mahalleleri, okulları , nehirleri ,dağları ve gözlerinde kaybolduğum onun gökyüzü
İşte buydu benim onda gördüğüm..









Bende onunla bir akşam vakti karşılaştım işte. Karanlıkta parlayan gökyüzünün tüm yıldızları gözlerinde toplanmış, iri siyah, bir bakışta düşkün hale getiren o gözleri gördüm.
Aceleyle evinden çıkıyordu.Elinde dört tarafı birbirine bağlanmış bohçası vardı.
Bir anda nasıl çarpıştık hatırlamıyorum ama benim dönüm noktam olduğunu biliyorum sadece.
Dedi ki "Kusura kalmayın şehre gideceğim."
Saat gece yarısına gelmekteydi yavaştan..
Ağzımdan şu sözler çıktı aniden
"Ben sizi götüreceğiniz yere bırakayım.Bu vakitte tek başınıza gitmeniz tehlikelidir." dedim. Sonra karanlıkta bana doğru döndü
"Benim gidecek yerim yok aslında.. Evinizde kısa bir süre saklanmama izin verirmisiniz "diye soran gözlerle bana baktı.
Şaşkınlık, şok gibi duyguları kısa sürede attım ve "Lütfen takip edin."
Evime geldiğimde kapıyı açtım geri çekildim ve
"Burada istediğiniz kadar kalabilirsiniz. "dedim.
Başını teşekkür ederim anlamında eğdi.

Kapıyı kapatırken başındaki şalı aşağı kaydı ve kısacık saçları ortaya çıktı.






Utandı benim gözlerimde aksini görünce..Mahzunlaştı o badem gözler birdenbire.Ağlamaya başladı.Anlattı sonra babasının onu yaşlı bir adama vermek istediğini, onun okumak istediğini, o adamla evlenmemenin en iyi yolununsa ipek gibi simsiyah saçlarını kesmek olduğunu anlattı ve tekrar ağladı.
Bulundukları bölgede kadının ziynetinin çok uzun, parlak ve gür saçlar olduğunu ve kadınların saçlarının evlilikte çok önemli olduğunu söyledi.
Annesinin hiçbir zaman çocuklarını korumadığını ve sonunda da bu kaderi yaşamamak için o çok sevdiği siyah elmas saçlarından kurtulduğunu söyledi.

Bir hafta sonra toparlandı. Benden tekrar okula gitme konusunda yardım istedi.
Gönlü yüce kadın daha sonra hayalini kurduğu hemşirelik mesleğinde yüzlerce kişiye can oldu.


Kendi iradesi olmadan yapılan herşeye karşı dik duran, onurlu ve ne kadar yüce yürekli bir kadındı bu.
İşte şimdi bir kat daha yücelmişti gönlümde..

Sabah güneşin ilk ışıklarıyla kendi yatağımda uyandığımda tedirgin oldum. Hemen yataktan doğruldum ben nasıl burada kaldım onu düşünmeye çalışıyordum. Kafamda bazı imgeler belirmeye başlamıştı. Odalara baktım O yoktu. Sonra yavaş yavaş hatırladım ve yere çöktüm.
Yıllar önceki unutamadığım sızım bana yine akıl oyunları oynamıştı. Gözümden birkaç damla yaş süzüldü.

Bazı hatıralar özellikle de o hatırayı oluşturan kişiler geçmişte kaldı desek bile her an sol yanımızda ince bir sızı halindedirler.
Bu da zamansız bir yerde başlayan sızlayan bir yaraydı işte...




 


Kır zincirlerini sevgilim
Sevgisizlikte değil sevgide buluşalım

Karanlıkta kalmışsan
Gözlerime bak yolun aydınlansın

Kaybettiysen yolunu
Anahtarın yüreğinin yanında

Kır zincirlerini sevgilim
Sonsuza dek mutlu insanlar ülkesinde buluşalım ..