ağaç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ağaç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Issız şehirlerin hiç uğranmamış kuytularında kalabalığı aramaktı seni sevmek..
Heybelideki İhtiyar ağacın ayaklarının dibine uzanıp nice sevdalı hikayeler dinlemekti dilsiz yarıklarından..
Susmaktı; adını soranlara kuşkuyla. 



Avaz avaz konuşmak, sessizliğime sebep arayanlara..
Seni sevmek; beni terketmekti bir karanlık vakti. Cami avlusuna bırakıp kaçmak tüm hayallerimi, vicdanıma aldırmadan. 
Anneme yalan söylemekti seni sevmek, bildiğim halde mutlaka öğreneceğini telaşımın sebebini.
Güzergahı olmayan bir yola sürüklemekti bedenimi sonra; tozlu yollarda yalın ayaklarımı heba etmek ne aradığımı bilmeden..





Seni sevmek, masum bir bakışın kurbanı olmaktı bir öğle vakti. Avuçları ter dolu ki ele sımsıkı tutunmak. Hiç yabancı olmadığım vedalara kucak açmak..

Seni sevmek kaybolmaktı zamanın bir köşesinde. Gelecekten umut kesmek, geçmişi mumla aramaktı..




İki yaşlı göz, iki sağır kulak, ve eksik bir hayattı seni sevmek..Tamamlanması o kadar zor....
Yıldızların vurduğu durgun, karanlık suda 
Beyaz Ofelya, büyük, beyaz bir zambak gibi, 
Gelin esvapları içinde dalgalanmada. 
Uzak ormanda yerlilerin gürültüleri. 

Mahzun Ofelya, beyaz bir tayf gibi, yıllardır 
Dolaşır bu siyah nehrin suları içinde. 
Deliliği içinde bir şarkı mırıldanır, 
Bir çocukluk şarkısı, akşam serinliğinde. 

Rüzgâr göğsünü öper ve açar yaprak yaprak 
Sularda ağır ağır savrulan etekleri. 
Söğütler omuzlarına sarkar ağlaşarak, 
Hulyalı alnına eğilir su çiçekleri. 

Dört bir yanına üzgün nilüferler dizilir. 
Uykudaki bir ağaç uyanır, zaman zaman
Bir yuvadan küçük bir kanat sesi yükselir; 
Sihirli bir şarkı gelir altın yıldızlardan! 

ARTHUR RIMBAUD