aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

“Ölecek miyim ?” diye sordu adam kadına…
Sonra zamanı olmayan bir sessizlik oldu aralarında fakat aslında herkes konuşuyordu. 
Gözleri, dudakları, boynuna değen saçları, küçücük burnu, pembeleşen yanakları, elleri ve incecik boynundaki yasemin kokusu. 
Öyle güzeldi ki elleri “avucuma alsam mı diye geçirdi “içinden adam…sonra dedi ki öpmeli doyasıya, yanaklarımda dolaşmalı o eller gündüz niyetine sevdalar, acı çekmeler, ağlamalar, med cezir gibi kabarmalar yaşatmadan bu “gitme”lerin ne anlamı kalır değil mi ?




“Sevmelere gelesin, aşkların en derin hallerine yakalanasın.”diye beddua ettilerse işte tutmuştu sonunda. 

“Sen ne yaptın bana küçük kuş söyle ne yaptın ? “
Kadının gözlerinde menekşe rengi yağmurlar vardı. Ve adam menekşeleri koparmamak adına sustu.



Hani derler ya “Şu an konuşan konuşsun ya da sonsuza kadar sussun.” diye büyüyü bozacak iki kelimeyi diyemeden sevdaları kilitli dolaplara kaldırıldı.


Son Kullanma Tarihi  : Bilinmiyor.


Sevda dediğin pencerene konan bir küçük kuştur. Bakar camından içeri, arada tık tık diye beni içine, içeri al diye ses verir. 
Duymak da sana kalmış duymamak da





Bugün yürüyüş yaptım lavanta tarlasında
Bir martı Senden selam getirdi bana.
"Al selamını üstümde kalmasın, kanatlarımda ağırlık yapmasın.
Sol yana bakarsan iki sokak ötede simsiyah atıyla bak seni beklemekte
Yalnız fazla bekletip sinirlendirme 
Zira kendisi med cezir gibidir atar seni derinlere" dedi 
Ve uçtu gitti. 


Sonra saçlarım eylül rüzgarıyla havalandı.
Birden ayaklarım üşüdü, soğuk mu olmuş ne?
Ben etrafıma bakınırken öylece bir ses dedi ki bana
"Hadi dans et çıplak ayakla su üstünde"
Ben "yapamam olmaz "dedikçe ve yanaklarımdan yaşlar süzüldükçe
" Başaracaksın düzelecek her şey" dedin.
Ayaklarım üşüdü üstümde ince bir gecelik
İki yol var birisi mavi birisi yeşil



Aklım başımda değil bu nasıl bir sensizlik
Çok özlüyorum Seni gel artık
Herkes soruyor..
"Bu işin sonu ne olacak artık ?"



Sislerle kaplıdır bu yolun sonu derin
Elini uzattın tutacağım Seni
Bir sesle uyandım aniden sıçrayarak
Baktım ki rüyaymış düşmüşüm her yanım ağrıyarak
Gözlerime yaşlardan bir sis perdesi inmiş
Söyle bir tanem bu nasıl bir sensizlik
Kalbim kalbine aktı işte
Belki bu delilik 
Ama artık Sensiz olmayacağım bu kesindir. 
Öyle yüzü de çok güzel değildi aslında.. Asıl adı neydi neydi ?
Melek 'ti galiba adı.

Aslında hiçbir yeri güzel değildi ama o gözleri var ya beni benden alan badem gözleri , ah o gözleri
Neler saklıyordu derininde acaba ?
Gözlerine bakan iflah oluyor mu derseniz ben hiç iflah olanını görmedim bu zaman kadar.
Önce amansız bir hastalığa tutuluyor, gün geçtikçe sararıyor soluyor, zamanı gelince de kararıyor ve bir gölge gibi sislere karışıyorlardı.

Onun gözlerinde keşfedilmemiş topraklar ,savaşlar, gönül yangınları, bıçak kesikleri çokça olurdu. Ayrılıklar çokça olurdu ve kanırta kanırta, canını yaka yaka yaşanırdı. Sonra da etkisi altına aldığı kişiyi yıllar geçse bile "iz'i "çıkmayacak bir mecnun haline dönüştürürdü.
İşin kötüsü bunları bilmeden yapardı.
Bir ülkeyi keşfeder gibi bakmalıydı senin gözlerine
Ve o ülkenin sokakları , mahalleleri, okulları , nehirleri ,dağları ve gözlerinde kaybolduğum onun gökyüzü
İşte buydu benim onda gördüğüm..









Bende onunla bir akşam vakti karşılaştım işte. Karanlıkta parlayan gökyüzünün tüm yıldızları gözlerinde toplanmış, iri siyah, bir bakışta düşkün hale getiren o gözleri gördüm.
Aceleyle evinden çıkıyordu.Elinde dört tarafı birbirine bağlanmış bohçası vardı.
Bir anda nasıl çarpıştık hatırlamıyorum ama benim dönüm noktam olduğunu biliyorum sadece.
Dedi ki "Kusura kalmayın şehre gideceğim."
Saat gece yarısına gelmekteydi yavaştan..
Ağzımdan şu sözler çıktı aniden
"Ben sizi götüreceğiniz yere bırakayım.Bu vakitte tek başınıza gitmeniz tehlikelidir." dedim. Sonra karanlıkta bana doğru döndü
"Benim gidecek yerim yok aslında.. Evinizde kısa bir süre saklanmama izin verirmisiniz "diye soran gözlerle bana baktı.
Şaşkınlık, şok gibi duyguları kısa sürede attım ve "Lütfen takip edin."
Evime geldiğimde kapıyı açtım geri çekildim ve
"Burada istediğiniz kadar kalabilirsiniz. "dedim.
Başını teşekkür ederim anlamında eğdi.

Kapıyı kapatırken başındaki şalı aşağı kaydı ve kısacık saçları ortaya çıktı.






Utandı benim gözlerimde aksini görünce..Mahzunlaştı o badem gözler birdenbire.Ağlamaya başladı.Anlattı sonra babasının onu yaşlı bir adama vermek istediğini, onun okumak istediğini, o adamla evlenmemenin en iyi yolununsa ipek gibi simsiyah saçlarını kesmek olduğunu anlattı ve tekrar ağladı.
Bulundukları bölgede kadının ziynetinin çok uzun, parlak ve gür saçlar olduğunu ve kadınların saçlarının evlilikte çok önemli olduğunu söyledi.
Annesinin hiçbir zaman çocuklarını korumadığını ve sonunda da bu kaderi yaşamamak için o çok sevdiği siyah elmas saçlarından kurtulduğunu söyledi.

Bir hafta sonra toparlandı. Benden tekrar okula gitme konusunda yardım istedi.
Gönlü yüce kadın daha sonra hayalini kurduğu hemşirelik mesleğinde yüzlerce kişiye can oldu.


Kendi iradesi olmadan yapılan herşeye karşı dik duran, onurlu ve ne kadar yüce yürekli bir kadındı bu.
İşte şimdi bir kat daha yücelmişti gönlümde..

Sabah güneşin ilk ışıklarıyla kendi yatağımda uyandığımda tedirgin oldum. Hemen yataktan doğruldum ben nasıl burada kaldım onu düşünmeye çalışıyordum. Kafamda bazı imgeler belirmeye başlamıştı. Odalara baktım O yoktu. Sonra yavaş yavaş hatırladım ve yere çöktüm.
Yıllar önceki unutamadığım sızım bana yine akıl oyunları oynamıştı. Gözümden birkaç damla yaş süzüldü.

Bazı hatıralar özellikle de o hatırayı oluşturan kişiler geçmişte kaldı desek bile her an sol yanımızda ince bir sızı halindedirler.
Bu da zamansız bir yerde başlayan sızlayan bir yaraydı işte...




 


                                                 Kendi  halinde bir kızdım bir zamanlar
                                                 
                                                 Sevgi ,aşk gibi kelimeleri bilmezdim ben
Notalar bana arkadaş olmuştu
Sevgiyle henüz yüreğim yoğrulmamıştı
Sonra bir gün bir peri kızı geldi 
Aklıma gelmeyecek şeyler söyledi
Geçmez bir ömür böylece dedi 
Yalnız kalmak için çok erken diye söyledi 
Yağmurda ıslanmayı göze alacaksın ki
Yağmuru sevmeyi öğrenebilesin 
Açarsan şemsiyeni sen her zaman 
O zaman mutlu olamazsın hiçbir zaman
Böyle söyledi peri kızı bana
İlk başta alışamadım ben bunlara
Sonra ..Sonra nedense yüzümü yağmura verdim
Mutluluk yolunda yolum çok emin
Mektup yazmakla başladım işe 
Olsun varsın beni duyar bir şekilde
Yırttım yazdım tekrar yazdım 
Sonunda sihirli kelimeleri buldum
Sıcacık bir çayla yıkadım ruhumu 
Bir anda çok mutlu mu oldum sanki
Arınmış bir halde sığındım bir ağaca
Okudukça açlığımı yatıştırıyordum ben oysa
Uyumuş uyanmışım maviliklerde
Sonra baktım ki dümeninde sarı bir güvercin
Kuşlar uçuyor başımda nedense
Şaşırdım kaldım ben doğrusu bu işe
Çocuk olmuşum elimde çilekten bir balon 
Isırsam mı ısırmasam mı kararsızım şu an
Rüyaymış bu galiba gördüklerim 
Sadece şundan eminim 
Gerçektir seni sevdiğim 
Şu an uzakta olsan da sen
Bu aşk tende oldukça hiç bitmeyecek seni sevmelerim 

Yedi yüz kusur kilometre mesafe olsa da aramızda
Ne kadar uzakta olsan da aslında yakınsın bana

Çok merak ediyorum ben aslında
Hiç mi getirmedin beni aklına ?



"Gözlerinden sevgi akıyor " demek buysa eğer
 Sen çoktan olmuşsun Leyla'nın Mecnun'una eşdeğer

 Gel desem şimdi pattanadak çıkar gelirmisin bana
 Ne desem bilemedim bunca sözden sonra sana



 Ahh aşk sen nelere kadirsin bak şimdi
 Gecenin bu saati yazdırıyorsun beni deli deli

"Bırakma beni diyecek yok mu ?" diyeceğim ama
 Yine de laf geçmiyor işte kalb-i sevdaya

 Dışarda yağmur yağıyor bak şu ara
 Dans edeceğim sokakta çıplak ayakla peşin sıra



Peri kızından satırlar okudunuz işte
Bir şövalye belki çıkar gelir az sonra










Uzun zaman önce yayınlanan bir televizyon reklamında genç kadın sevdiği adama “Beni şu kadarcık bile sevmiyor musun?” diye soruyor..
Bu reklama göre; sevdiğine pırlanta alamayan bir insan sevmeyi ve sevilmeyi de hak etmiyor demektir.
Peki, sevdiği insana pırlanta değil bir demet papatya alan bir insanın ruh hali nasıl olmaktadır?






Ülkemizin bu zor koşullarında bir kişinin geleceğinden bile endişe duyduğu bir ortamda, yiyecek bir lokma ekmek bulamayan ve bunun sonucunda ailelerin de büyük bir sosyal ve ekonomik çöküntünün eşiğinde olduğu zamanlarda böyle bir reklam “hangi akla hizmet” yapılmıştır? Bunu anlayabilmek mümkün değildir!!
Aşkın içine maddiyat girdiği zaman aşk başka bir şeye “çıkar ilişkisine” dönüşmez mi? Sevgi zor zamanda birlikte olmak değil midir?
Bu ve bunun gibi  soruları çoğaltmak mümkündür.. Bunun için reklam yapan ve reklam verenlerin de sağduyulu bir şekilde davranıp reklamların artısını ve eksisini düşünüp öyle yayınlamaları gerekmektedir.
Aşkın ve sevginin içtenliğinin taksitlere bölünmesi hiç onaylanmayacak bir şeydir. Hani bir atasözünde “İki gönül bir olursa samanlık seyran olur” deniyor ya.. Her ne kadar bu söz şimdilerde geçerliliğini yitirse bile (kişiye göre değişir) yine de sevginin galip gelmesi için her iki tarafın da ellerinden gelen gayreti gösterip aşkı ve sevgiyi korumaları lazımdır.
Fakat maalesef şimdi çoğu evliliklerde evlenmeden önce kadın ve erkek kendi aralarında evlilik sözleşmesi dedikleri bir kağıt parçasını karşılıklı olarak imzalıyorlar. Evliliklerinin mahremiyetlerine  avukatlarını da karıştırarak bu güzel evlilik kurumunu başlamadan bitirmiş oluyorlar. Kadın ve erkeğin evliliğe giden zorlu yolda daha başlarda “ne kadar paran varsa ben seni o kadar seviyorum, ev, araba, bankada paran var mı, o zaman yakınıma gel” demek ne kadar doğrudur? O da ayrı bir sorun…
Sadece “beni şu kadarcıkta sevmiyor musun?” diyen bir kadının veya erkeğin sözlerinin iyi düşünülüp analiz edilmesi ve o kişiden de hemen uzaklaşılması tavsiye edilir.




Sevginin ne yazık ki maddiyata dönüştüğü günümüzde Ferhat’ın aşkı için dağları delmesinin veya Kerem’in Aslı için yanıp tutuşmasının herhalde hiçbir önemi yokmuş!! Ne diyelim…
Umalım ki gelecek nesiller paranın ön planda olmadığı sevgiler yaşarlar…